Örgün Öğretim Yüz Yüze Mi? Geçmişten Günümüze Bir Yolculuk
Hepimizin bildiği gibi, örgün öğretim denildiğinde aklımıza genelde dersliklerde sıralara oturup öğretmenlerin ya da profesörlerin karşısında not tutmak gelir. Hani, o eski okul günlerimiz… Gözümün önüne hemen, sırtı eğilmiş, elleri kalem tutan çocuklar gelir. Ama bir yandan da aklıma gelir: Gerçekten de örgün öğretim yüz yüze mi olmalı? Teknolojinin geliştiği şu dönemde, bu sorunun cevabı gerçekten de bir dönüşüm geçiriyor.
Çocukluktan Günümüze: Yüz Yüze Eğitimin İzinde
Bir zamanlar, çocukken okula gitmek, sabah erkenden kalkıp giyinmek, kahvaltı etmek ve okul çantasını hazırlamak bir ritüeldi. Sınıfta öğretmenin anlattığı her şeyi dikkatle dinlerdik. Tabii o zamanlar, “yüz yüze eğitim” kelimesi zaten normaldi, başka bir alternatif düşünmek bile aklımıza gelmezdi. Hatta ders esnasında, öğretmenin her kelimesini not almak, ödevleri teslim etmek, okulda arkadaşlarla geçirilen zaman, okuldan sonraki sohbetler bile bir bütünün parçasıydı.
Şimdi, 25 yaşına gelmiş biri olarak, ben de iş hayatında ve günlük yaşamda sürekli dijital araçlar kullanarak işimi çözüyorum. Bir zamanlar yüz yüze eğitim alanında hayal bile edemeyeceğimiz teknolojilerle, mesela çevrimiçi kurslar ve dijital ders materyalleriyle eğitim alabiliyoruz. Ama yine de yüz yüze eğitimin yerini ne alabilir?
Yüz Yüze Eğitim: Artıları ve Eksileri
Artıları: İnsan İlişkilerinin Gücü
Yüz yüze eğitimin en büyük avantajı bence insan ilişkileri. Okulda arkadaşlarım ve öğretmenlerimle kurduğum bağları hep hatırlarım. Özellikle ekonomiyi okurken, derslerin teorik kısmı kadar, dersten sonraki sohbetlerin ve tartışmaların da değerini çok iyi kavramıştım. O sohbetlerde öğrendiğiniz her şey, bir nevi dersten çok daha fazla şey katardı. Çünkü insanlar, bir ortamda bulunduğunda, kendi deneyimlerini, fikirlerini daha rahat paylaşabiliyor. Bu, özellikle bir ekonomi öğrencisi için paha biçilemezdi.
Eksileri: Zaman ve Mekân Sınırlamaları
Tabii, yüz yüze eğitimde de sınırlamalar vardı. Mesela, zaman ve mekân… Okula gitmek için yola çıkmak, sınıfların kapasitesine göre yer bulmak, öğretmenin her gün aynı saatte ders anlatmak, aslında zamanın ne kadar kısıtlayıcı olduğunu fark ettiriyordu. Okula her gün gitmek için harcadığınız zamanın yanında, bazen dersin içeriği yeterince derin olmayabiliyordu. Bu da daha sonra çevrimiçi eğitimde gördüğümüz daha esnek yapıları doğurdu.
Çevrimiçi Eğitim ve Veriye Dayalı Değerlendirme
Son yıllarda, özellikle pandemi ile birlikte çevrimiçi eğitim ön plana çıkmaya başladı. Verilere göre, Türkiye’de son yıllarda üniversitelerde çevrimiçi derslerin sayısı hızla arttı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verilerine göre, 2020 yılında pandemi ile birlikte uzaktan eğitim alan öğrenci sayısı yüzde 85 oranında arttı. Birçok üniversite, derslerini çevrimiçi platformlara taşıdı, derslerin ve sınavların online yapılması bu yeni düzenin olmazsa olmazı oldu.
Buna rağmen, çevrimiçi eğitimde de sorunlar baş gösterdi. Teknolojik altyapı eksiklikleri, dijital okuryazarlık sorunları, dikkat dağılması ve sosyal etkileşimin eksikliği gibi problemler de gözlemlendi. Burada da insan faktörü devreye giriyor. Her öğrenci, farklı bir öğrenme tarzına sahip ve bazen dijital ortamda, öğretmenle ya da arkadaşlarla bire bir etkileşimde olamayınca, öğrenme süreci zayıflayabiliyor.
Örgün Öğretim Yüz Yüze Mi? Verilere Dayalı Bir Sonuç
Verilere bakınca, yüz yüze eğitim hala belirli avantajlar sağlıyor. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, çevrimiçi eğitimde de önemli kazanımlar sağlanabileceğini gösteriyor. 2023’te yapılan bir araştırmaya göre, öğrencilerin yüzde 70’i, çevrimiçi eğitimde de etkili öğrenebildiklerini ifade etti. Yine de, yüz yüze eğitim hala öğrencilerin sosyal becerilerini geliştirmelerinde daha etkili bir yöntem olarak öne çıkıyor.
Gelecekte Örgün Öğretim Yüz Yüze Mi Olacak?
Beni düşündüren, iş hayatımda her gün veriyle uğraşan biri olarak, gelecekte eğitimde teknolojinin daha fazla yer alacağı yönündeki tahminler. 10 yıl sonra belki de eğitim, tamamen kişiselleştirilmiş bir hale gelecek. Veriye dayalı eğitim sistemleri, her öğrencinin ihtiyaçlarına göre eğitim materyallerini sunacak, her öğrencinin öğrenme hızına göre içerik oluşturulacak. Ama yine de insan etkileşiminin yeri dolmayacak. Yüz yüze eğitim, insanın insana dokunan yanlarını besleyecek ve belki de teknolojiyi sadece destekleyici bir araç olarak kullanacağız.
Sonuçta, “örgün öğretim yüz yüze mi olmalı?” sorusunun kesin bir cevabı yok. Belki de gelecekte eğitim şekilleri, yüz yüze ile çevrimiçiyi harmanlayarak farklı ihtiyaçlara hitap eden bir modele dönüşecek. Ama bildiğim bir şey var: Eğitim, ne olursa olsun, insanın gelişiminde en önemli unsur olmaya devam edecek.